Pieter Bruegel,Felemenk Atasözleri, 1559
Sanat, “sanat için mi, yoksa toplum için mi” münakaşasına girmek, bana ürkütücü derecede gereksiz geliyor. Sanat, insandan eskidir ve insan, sanat için vardır. Ölümlü insan; ölümsüz sanata konu olmak, ona meşgale oluşturmak ve onun uğruna malzeme sayılmak için vardır. Tıpkı diğer her şey gibi. Sanat, ilham alacağı objeyi dilediği canlı ya da cansız özneden, durumdan, yaşantıdan yahut duygulardan alabilir.
İnsan, ancak kendini sanatın sıra dışı, ütopik dünyasını keşfettiği ve onu kendi ruhunda özümsediği takdirde yaşamın asıl keyfine varabilir. İnsan; şairin, ressamın, müzisyenin, heykeltıraşın ya da bir sanat yapıtı ortaya koymuş herhangi bir bireyin ne anlattığından ziyade, içinde ne uyandırdığına odaklanmalıdır. Çünkü sanat, tek boyutlu yargılanmamalı, sıradan bir damgayla mühürlenmemelidir.
Bazen tüyleri diken diken eden, bazen kurmaca olduğunu bildiğimiz hâlde bizi ağlatan, bazense varlığını unuttuğumuz anılara kapı aralayan sanatın değeri küçümsenmemelidir. Her insan, kendinden izler bulduğu ve bir gün toprağa karışacağı aşikâr olan naçizane bedeninden geriye bırakacağı bir sanat dalına yönelmelidir.
Sanat, insanın yargılanmaktan korkmadan –tabii sanatın da esnekliğinden yararlanarak– iç dünyasını dışa vuruşu olarak nitelendirilebilir. İnsanoğlu, sanatın evrene serpiştirdiği saklı çiçekleri toplayıp “yaşamı anlamlandırmak” başlıklı vazoda toplamaya başladığından beri, yaşanılan tüm felaketler bir çeşit ilham materyaline dönüşmüş, duygularla harmanlanan tüm durum ve olaylar; satırlar, fırça darbeleri ve çeşitli bestelerle yaşama kazandırılmıştır.
Sanattan anlamak, üzerinde profesyonel olmayı gerektirmez. Sanat, ancak hissetmeyi bilen nadide insanların sığındığı bir avludur. Ve sanatı olduğu gibi kabul etmeyen kimse, sanatın uçsuz bucaksız kanatları altında gölgelenmeyi hak etmez. Zira sanat, onu olduğu gibi kabul etmeyen kimseyi kabul etmez. Sanat, bin bir kompleksle oluşturulmuş kurallar silsilesiyle kontrol altına alınamaz; özgür bırakılmadıkça da “sanat” sayılamaz.
Elbette değerli okurlar, bunlar yalnızca benim görüşüm. Bu çıkarımı yapmak için ne sanat tarihi mezunu oldum ne gecelerimi gündüzlerime kattığım araştırmalar yaptım ne de tezler yazdım. Çünkü demek istediklerimi olduğu gibi kabul edecek insanlara hitap ediyorum. Sanatı dört duvara kapatıp üstüne konuşmayı, eskiz ve taslak biriktirmeyi yasaklayacak –zira bunu yapacak deneyime ve birikime sahip olmadığımızı söyleyerek üzerimizde baskı kuracak– profesyonellere değil sözlerim. Sanat herkes içindir, insan sanat için yaratılmıştır ve sanıyorum ki hepimiz insanız…