Görselin Tüm Hakları Sanatsal Hareketler'e Aittir.
Cognitive overload kavramı, çoğunlukla teknik bir sınır ihlali olarak ele alınır. Zihnin işlem kapasitesini aşan bilgi miktarı, karar verme süreçlerinde yavaşlama, hata oranında artış, dikkat dağılması gibi sonuçlar üretir. Ancak bu tanım, kavramın öznel deneyim boyutunu eksik bırakır. Çünkü bilişsel yüklenme, zihnin yorulmasının yanı sıra düşüncenin geri çekilmesidir.
Bu noktada mesele, çok fazla şey bilmek değildir. Asıl sorun, bilginin zihinde hiyerarşik olarak yerleşememesi, hiçbir bilginin diğeriyle ilişki kuracak boşluğu bulamamasıdır. Zihin doludur ama örgütlü değildir. Ve bu doluluk, düşünme sürecini askıya alır. Akademik üretim sürecinde bunu sıkça gözlemliyorum. Özellikle doktora düzeyinde, kişi artık “bilmemek”ten korkmaz, aksine her şeyi bilmek zorunda olma fikriyle kuşatılır. Literatür, teoriler, karşıt görüşler, metodolojik itirazlar… Zihin, sürekli kendini denetleyen bir yapıya dönüşür. Düşünce, spontane olmaktan çıkar, sürekli kendini doğrulamak zorunda kalan bir savunma mekanizmasına evrilir.

Bu noktada cognitive overload, bilişsel olduğu kadar varoluşsal bir mesele hâline gelir. Kişi düşünmediğini değil, düşünemediğini fark eder. Çünkü düşünmek, boşluk gerektirir. Bilginin yerleşebilmesi için sessizlik gerekir. Oysa modern entelektüel ortam, bu sessizliği sistematik olarak ortadan kaldırır. Bilgi, artık bir araç değil, bir baskı unsurudur. Sürekli güncel kalma zorunluluğu, her tartışmadan haberdar olma beklentisi, fikrin henüz oluşmadan paylaşılmaya zorlanması… Tüm bunlar, düşüncenin iç ritmini bozar. Zihin, bir şey üretmeden önce her ihtimali hesaba katmak zorunda kaldığını hisseder. Bu da düşüncenin hareketini durdurur.
Burada dikkat çekici olan, cognitive overload yaşayan bireyin genellikle “yetersiz” değil, tam tersine “fazlasıyla donanımlı” olmasıdır. Sorun cehalet değil, aşırı maruziyettir. Zihin, artık seçemez hâle gelir. Seçemediği için de düşünemez. Bu durum, düşüncenin yerini bilgi tekrarına bırakır. Kişi yeni bir fikir geliştirmek yerine, bildiklerini yeniden düzenler, alıntılar, referans verir, ama kendi sesini duyamaz. Çünkü o ses, bilgi gürültüsü içinde kaybolmuştur.
Düşüncenin kişisel olmaktan çıkması ile zihin, kolektif bilgi akışının pasif bir taşıyıcısına dönüşür. Düşünmek, risk almaktır. Oysa aşırı bilgi, riski minimize etmeye çalışır. Her ihtimali önceden düşünmek ister. Ve bu, düşüncenin doğasına aykırıdır. Bu yüzden cognitive overload, yalnızca zihnin dolu olması değil, düşüncenin askıya alınmasıdır. Bilginin, düşünceyi korumak yerine onu boğmasıdır.
Kaynakça
Carr, N. (2010). The shallows: What the internet is doing to our brains. W. W. Norton & Company.