Oğuz Atay’ın metinlerinde ilk dikkat çeken şey olaylar değil, boşluklardır. Karakterler konuşmaz, düşünür. Cümleler ilerlemez, dolanır. Okudukça bir şeyleri anlamaya değil, hissetmeye başlarsın ve hissedilen şey, çoğu zaman kelimelere sığmaz.
“İçimde kelimeler vardı. Söyleyemedim.”
(Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay)
Oğuz Atay okurken, Türkçenin sınırlarında gezinen bir yazarla karşılaşırız. Hem dili yeniden kurar hem de dili kırar. Bu kırıklık aslında bir dönemin ruhunu yansıtır. Cumhuriyet’in ikinci kuşağının, kentli modernist bireyin, entelektüellerin tutunamama halini..
Atay, Türk edebiyatında sarsıcı bir kırılmanın adıdır. 1970’lerin başında, edebiyatın diline, biçimine ve sesine bambaşka bir ton getirmiştir. Tutunamayanlar (1971) adlı romanıyla yalnızca bir anlatı biçimini değil, bir varoluş biçimini de değiştirmiştir. Türk romanı, onunla birlikte biçimsel ve düşünsel olarak parçalanmış, içe dönmüş, kendiyle kavga etmeye başlamıştır.
Oğuz Atay, hem modernist bir yazar hem de anlatının biçimsel sınırlarını zorlayan bir dil ustasıdır. Türk edebiyatında iç monolog, parodi, ironi gibi Batı kaynaklı teknikleri yerelleştirerek kullanmıştır. Bu teknikleri, karakterlerin ruhsal labirentine yerleştirmiştir. Bu yüzden onun edebiyatı yalnızca teknik değil; derinlikli bir varoluş krizinin anlatısıdır. Atay’ın dili, çoğu zaman iletişimi kesintiye uğratmıştır. Ama bu bir eksiklik değil, tercihtir. Çünkü onun dünyasında anlatmak da, anlatamamak kadar anlamlıdır. Hatta bazen susmak, en yüksek sestir.
Zihninin Sesiyle Konuşanlar
Oğuz Atay’ın karakterleri konuşmaz; onlar düşünür, sorgular, dağılır, bazen kendi içlerinde kaybolurlar. Anlatılar düz bir çizgide ilerlemez; bir iç ses girer araya, sonra başka bir düşünceye sapar, sonra belki geçmişten bir anıya çarpar ve susar. Noktalama işaretleri bile bazen bu düşünce karmaşasının içinde yönünü şaşırır.
Turgut Özben, bir arkadaşının ardından yola çıkarken aslında onun izini değil, kendi zihninin çıkmaz sokaklarını arşınlar. Hikmet Benol, bir oyun kurar ama oyunu oynayamaz, çünkü oyunla gerçeklik arasındaki çizgi çoktan silinmiştir. Bu kahramanlar, hayatla kuramadıkları ilişkiyi, kendi iç dünyalarında kurmaya çalışırlar. Ama orası da güvenli değildir.
Burada yalnızca kelimelerin eksikliği değil, düşüncenin ağırlığı hissedilir. Atay’ın yazdıkları, zihinsel bir yalnızlık haritasıdır. Bu haritada yol almak için sözcüklerden çok, sezgilere ihtiyaç vardır. Okur da artık pasif bir izleyici değildir; o da bu zihinsel kıvrımların içinde yolunu arayan biri haline gelmiştir.
“Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”
(Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay)
Anlatamamak Üzerine
Oğuz Atay’ın romanlarında asıl mesele çoğu zaman “ne anlatıldığı” değil, “neden anlatılamadığı”dır. Karakterler kelimelere tutunmak ister ama kelimeler onları sürekli yüzüstü bırakır. Çünkü dert büyüktür ve dil o derde dar gelir.
Bu yüzden Atay’ın metinlerinde sık sık duraksamalar, tekrarlar, suskunluklar görürüz. Anlatıcı bir şeyi söylemek ister ama tam da söyleyeceği yerde kelimeler geri çekilir. Çünkü bazen bir duygu için uygun sözcük yoktur. Bazen kelime değil, sessizlik anlatır insanı.
“Tutunamayanların çoğu dilsizdir; çünkü konuşmak için gerekli kelimeleri bulamazlar.”(Tutunamayanlar, Oğuz Atay)
Onun kahramanları, bir şey söylemek isterken bocalayan, kelimeleri evirip çeviren, kendini anlatamamanın suçluluğuyla yaşayan insanlardır. Belki de bu yüzden Atay’ın romanlarında en çok yankılanan şey, kelimeler değil; o kelimelerin arasındaki boşluklardır.
Kelimelerin Yetmediği Yerde
Oğuz Atay, sadece kelimelerle konuşmadı, kelimeleriyle sustu, susturdu. Sanki her kelime, taşıyamadığı bir yükün altında ezilmekteydi. Ve belki de en çok o zaman anladık onu. Çünkü bazen insanı en çok anlatan şey, anlatamadıklarıdır.
Atay’ın diliyle yüzleşmek, aslında kendi içimizdeki kopuk cümlelerle yüzleşmektir. O yüzden bu dil kolay okunmaz. Çünkü bizi rahat ettirmez. Ama tam da bu rahatsızlıkta bir hakikat vardır: Yaşamanın da, anlatmanın da kusurlu bir tarafı. Belki de en samimi edebiyat, tam da o kusurda saklıdır.
“Siz hiç kelimesiz düşündünüz mü?” (Tutunamayanlar, Oğuz Atay)
Çünkü bazen en derin düşünceler sessizdir. Ve Oğuz Atay, o sessizliğe kulak vermemizi bize öğretmiştir.
Daha fazla inceleme yazısı için sayfayı ziyaret edebilirsiniz.