Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
    • zemin
    • ekip
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • destek ol
  • deneysel
YouTube
  • Anasayfa
  • sanat
  • Kadınlar: Pretty Woman, Always on My Mind ve Kendine Ait Bir Oda

Kadınlar: Pretty Woman, Always on My Mind ve Kendine Ait Bir Oda

Yazar: Gizem Seçkin

Kadınlar yüzyıllardır hem sanatın öznesi hem de sessiz bir figüranı olarak temsil ediliyor. Sinema, müzik ve edebiyat gibi alanlarda kadınlık çoğu zaman ya idealize edilmiş bir masala ya da görünmezliğe indirgeniyor. Bu yazı, Julia Roberts’ın başrolünde oynadığı Pretty Woman filmi, Elvis Presley’nin unutulmaz şarkısı Always on My Mind ve Virginia Woolf’un feminist klasiği Kendine Ait Bir Oda üzerinden, kadınlık deneyimine ve toplumsal cinsiyet rollerine dair kişisel ve eleştirel bir anlatı sunuyor.

Belki kulağa fıkra gibi gelebilir: bir oyuncu, bir şarkıcı ve bir yazar bir barda buluşur… Ama bu üç farklı sanat eseri aslında kadınların nasıl temsil edildiğini, nasıl konumlandırıldığını ve nasıl sınırlandırıldığını gözler önüne seriyor. Ben de bu üç örneği bir potada eritip, kadınlık hâline dair kendi sesimi eklemek istiyorum.

“Özel” Kadınlar ve Peri Masalları: Pretty Woman

Pretty Woman filmi Türkçeye “Özel Bir Kadın” olarak çevrildi. Çünkü filmde Julia Roberts (Vivian) bir hayat kadınını canlandırdığı için o biraz “şey”di, evet, özel…Anlatının merkezinde yer alması için onun mutlaka “özel” kılınması gerekiyordu.

Vivian ne kadar da “şanslıdır” ki, ultra zengin bir iş adamı olan Edward (Richard Gere) ile tanışır. Tüm masallarda olduğu gibi prens, sıradan ya da “düşkün” görülen kadını bulur, onun içindeki “değeri” keşfeder ve onu kurtarır. Uyuyan Prenses, uyanmak için yakışıklı prensi bekler; Külkedisi’ni bu hayattan çıkaracak tek şey ise, muhteşem kıyafetleri içinde onun güzelliğini fark eden yine yakışıklı ve zengin bir soyludur. Hepsi uyandırılmak, fark edilmek, kurtarılmak ister.

Kusura bakmayın ama modern çağın romantik komedileri bize alttan alta şu mesajı veriyor olabilir: “Bak kızım, ne işte çalışırsan çalış; hayat seni ‘özel’ bir kadın olmaya itmiş bile olsa, bir gün mutlaka hayatını değiştirecek bir prens çıkacaktır karşına. Sadece doğru zamanı bekle.” Ve ilginçtir ki, bu tarz adamlarla tanıştığında, onların dünyasına senin uyum sağlaman beklenir. Hayat kadını kıyafetlerinle Beverly Hills’teki lüks bir otele girebilmen için, yanındaki zengin işadamının trençkotu ile bedenini örtmen gerekir.

Tüm o peri masalları bize belki de şu sessiz mesajı verir: “Çalışabilirsin, güçlü olabilirsin, ama sonunda seni kurtaracak biri vardır. Ve o seni, ‘uygun’ biri olursan sevecektir.”

Aklımdaydın Ama Söylemedim: Always on My Mind

Elvis Presley’nin Always on My Mind şarkısı yıllarca terk edilmiş, kalbi kırık erkeklerin marşı gibi çalındı. Sözleri şöyle der:

Belki sana gerektiği kadar iyi davranmadım
Belki seni gerektiği kadar sık sevemedim
Küçük şeyler söylemeli, yapmalıydım
Asla denemedim…
Hep aklımdaydın.

Bu dizeler, ilk bakışta pişmanlıkla yüklüymüş duyulabilir. Ancak derine indiğimizde, karşımıza çıkan şey gerçek bir yüzleşme değil; duygularını zamanında ifade etmemiş, sevgisini göstermemiş ve ilişkinin sorumluluğunu üstlenmemiş bir adamın, her şeyi geride bıraktıktan sonra “aklından çıkarmadığı” kadına yönelttiği geç kalmış ve kaçamak bir özürdür.

Özür dilerim Elvis, ama demeliydin. Yaşadığın ilişkiye sahip çıkmalıydın, karşındaki kadını değiştirmeden, olduğu gibi… Günümüz ilişkilerinde bu tür özürler sık duyulur: “Seni çok seviyordum ama gösteremedim.” Oysa sevgi, niyetle değil eylemle anlam kazanır. Bir kadının varlığına saygı duyulmuyor, onu değiştirmeye çalışılıyor ve onunla eşit bir düzlemde ilişki kurulmuyorsa; bu koşullarda edilen her ‘özür’, zaten geç kalmış ve eksiktir.

Kadınlar Yazamaz mı? Kendine Ait Bir Oda

Virginia Woolf, 1929 yılında yazdığı Kendine Ait Bir Oda kitabında şu meşhur cümleyi kurar:

“Bir kadının kurmaca yazabilmesi için paraya ve kendine ait bir odaya ihtiyacı vardır.”


Kitabın ilerleyen bölümlerinde görürüz ki bu önerme sadece kurmaca yazmak için degildir. Woolf, aslında kadınların üretmesi, düşünmesi, kendi varlığını oluşturabilmesi için maddi ve manevi bağımsızlığa ihtiyacı olduğunu söyler.“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın” diyerek, kadınların görünmezliğine değil, kendi alanlarını kurmalarına çağrı yapar. Ona sıkça sorulan o meşhur soruyu hatırlayalım:

“Kadınlar neden Shakespeare gibi bir dâhi çıkaramadı?”
Woolf bu soruya kurmaca bir karakterle cevap verir: Shakespeare kadar zeki ve yaratıcı bir kız kardeşi olsaydı bile onun başına gelen; eğitim alamamak, baskılanmak, evlendirilmeye zorlanmak ve sonunda isimsizce ölmek olurdu. Çünkü kadınlara ne zaman, ne para, ne de bir oda verilmişti. Ve hâlâ çoğu zaman verilmiyor.

Kendimize Ait Hayatlar

Bugün hâlâ kadınların hikâyelerini çoğunlukla erkekler yazıyor. Kadınlar hakkında konuşuluyor, ama kadınların sesleri bastırılıyor. Anadoluda teyzelerimiz el emeğiyle para kazanırken, boşandıktan sonra üç çocuğunu büyütmek için gece gündüz temizlik yapan kadınlarımız varken; şehirli, eğitimli bir kadının evlilikle birlikte erkeğin ekonomik himayesine girmesi yadırganmıyor.

Kusura bakmayın ama ben yadırgıyorum. Kadınların sesinin çıkması için çalışması, üretmesi, bağımsız olması gerekiyor. O zaman belki hepimizin kendine ait bir odası olabilir.

Çünkü hayat adil davranmıyor. Pretty Woman’daki gibi zengin bir adam gelip kimseyi kurtarmıyor. Gerçek hayatta ise, Hande Kader gibi trans bir kadın olduğunuzda, erkek şiddeti sizi vahşice susturabiliyor, yaşam hakkınızı elinizden alabiliyor.

Masallarda değil, gerçeklikte yaşıyoruz. Prens gelmeyecek. Kendi sarayımızı kurmak, kendi hikâyemizi yazmak zorundayız.

Çünkü hayat, kimseye “özel” davranmıyor.

Tags: Sanat İnceleme

Post navigation

Önceki Melankoli Felsefesi: Freud’dan Kristeva’ya, Benjamin’den Agamben’e
Sonraki Hint Şarkıları ve Romantizm: Ruhu sarsan melodiler

Son Yazılar

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 1

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 2

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu 3

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı 4

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü? 5

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı? 6

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

İlgili İçerikler

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

Sanatsal Hareketler Dijital Tasarımlar
Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 1

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 2

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu 3

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı 4

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü? 5

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı? 6

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

Aşağıdaki Pencere Tiyatro Oyunu: Bir Soğan, İki Domates ve Üç Biber 7

Aşağıdaki Pencere Tiyatro Oyunu: Bir Soğan, İki Domates ve Üç Biber

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek
  • Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?
  • Trecento ve Hacim Duygusu
  • Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı
  • Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Öneriler

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026